yuvaya dön | anadolu | mektuplar | karalama defteri


2005 karalamaları | 2006 karalamaları | 2007 karalamaları | 2008 karalamaları






8 Şubat 2010 01:29





because something's happening here
and you don't know what it is
do you mr. jones?

Bob Dylan - Ballad Of A Thin Man (Highway 61 Revisited, 1965)


İzlediğim en iyi filmlerden biriydi I'm Not There. 2010'dan taleplerim: Todd Haynes çeksin biz izleyelim, Cate Blanchett her filmde oynasın.









21 Ocak 2010 07:48





dün gece güzel bir rüyadaydım yine,
çoğu artık rüya görmüyor.

Grizu - Bütün Bunlar Düş (Tuzla Buz, 1996)






16 Aralik 2009 21:16





küçüğüm, daha çok küçüğüm
bu yüzden sonsuz endişem,
savunmam bu yüzden.
bu yüzden bir küçük iz bırakmak için didinmem.

Sezen Aksu - Küçüğüm (Deli Kızın Türküsü, 1993)






5 Aralik 2009 11:56





if all the statues in the world
would turn to flesh with teeth of pearl
would they be kind enough to comfort me?
the setting sun is set in stone
and it remains for me alone
to carve my own and set it free

Moloko - Statues (Statues, 2003)






5 Aralik 2009 02:12



'hayat her gün yeniden başlar'...










3 Aralik 2009 00:04



visio'da flowchart çizmekten kaçma yöntemleri:
1. kendi kendine refresh olmasını bekleyemeden mütemadiyen inbox'a tıklayarak yeni mail var mı diye kontrol etmek.
2. youtube'da eski konserler aramak. daha beteri: bulmak.
3. arka arkaya yüz kere yevmiye demek. "yevmiye.yevmiye.yevmiye.yevmiye."
4. objektifleri kurcalamak.
5. güzel şarkı sözü aramak.
6. güzel şarkı sözüne uygun fotoğraf aramak. bulamayınca çekmeye çalışmak.
7. kitap okumak.
8. nasa sitesini altüst etmek.
...

bu liste çok tanıdık. gençken ders çalışmaktan kaçmak için de yapıyordum bunları. acaba ben adrenalin bağımlısı mıyım, işin gücün son dakkaya kalmasının dayanılmaz heyecanına mı kapılıyorum.. napalım ya, 'her şey oluyo bi şekilde'. okulda da olurdu zaten, sonra 'hiç çalışmadım deyip A alan inek' muamelesi yaparlardı bana.

belki hakkaten baya çalışıyorum da, aldığım nefesler fazla geliyor bana..?






2 Aralik 2009 22:39



2009'da nerelerdeydim..
come on baby, don't you wanna go?




































































2 Aralik 2009 22:34





2009

"mutlu aşk yoktur, yoktur."

Zülfü Livaneli - Sus Söyleme (Ada, 1983)






2 Aralik 2009 22:23





2009

"diyelim yağmura tutuldun bir gün
bardaktan boşanırcasına yağıyor mübarek
öbür yanda güneş kendi keyfinde
bir koşudur kopardın
dar attın kendini karşı evin sundurmasına
işte o evin kapısında bulacaksın beni"

Can Yücel - Buluşmak Üzere'den.






2 Aralik 2009 22:21





2009

"bir mucize beklersin sessiz evlerde
törpülenir cesaretler zaman içinde"







2 Aralik 2009 22:19





2009

"...
Sevinçle sarılmıştın bana.
'Çocukluk ne güzel,' demiştin sonra. 'Düşlerinde hiçbir şey kaybolmaz çocukların.'

Sen de kaybolmadın, hep düşlerimdesin."

Sevim Ak - Babamın Gözleri Kedi Gözleri'nden (2002)






2 Aralik 2009 22:02





2005, Assos

düşlerin parlayıp söndüğü yerde
buluşmak seninle bir akşamüstü

umarsız şarkılar dudağımda bir yarım ezgi
sığınmak gözlerine,
sığınmak bir akşamüstü

gözlerin bir çığlık, bir yaralı haykırış

elini avcumda bulup yitirmek
sığınmak ellerine,
sığınmak bir gece vakti

ellerin fırtınada çırpınan bir beyaz yelken

bir kenti böylece bırakıp gitmek
içinde bin kaygı, bin bir soruyla

bitmemiş bir şarkı dudağında bir yarım ezgi
sığınmak şarkılara,
sığınmak bir ömür boyu"

Zülfü Livaneli - Gözlerin (Ada, 1983)






2 Aralik 2009 21:45





okumayı söküp hikayelerine sığındığım yazar...
www.sevimak.com






2 Aralık 2009 16:13



exchanged a walk on part in a war for a lead role in a cage






29 Temmuz 2009 21:26



"if you, if you could return
don't let it burn, don't let it fade
i'm sure i'm not being rude
but it's just your attitude
it's tearing me apart, it's ruining everyday

you know i'm such a fool for you
you've got me wrapped around your finger
do you have to let it linger?
do you have to let it linger?


iki buçuk yıl önce, sabahın köründe Beylikdüzü'ndeki fabrikaya giden servisi beklerken dinlemiştim bu şarkıyı en son. bugün metrodan çıkarken birden geliverdi aklıma. o günü düşündüm. it's tearing me apart.






25 Ekim 2008 23:11



"yitirmeli ne varsa
başlamalı yeniden"






12 Ekim 2008 22:38



sanal boşlukta vakit öldürürken, ismin gözüme takıldı. çok meşhur gazetenin çok meşhur yazarı, senden bahsediyordu. lisedeyken yaptığın bir şakanın bugün nasıl gerçek olduğunu, kendisini okuyanların bayılacağı bir ironiyle anlatmış.

hayatımda hiç görmediğim bir adam, liseden sınıf arkadaşın, seni benim seni tanıdığımdan daha iyi tanıyor. senin nasıl şaka yaptığını, nasıl gülümsediğini, nasıl kahkaha attığını biliyor. seni o kadarcık tanıyan biri bile, benden iyi biliyor bunları. ben ise seni tanımıyorum. benim için sen, sevmekten hep kaçtığım, hep özlediğim ama hiç renk vermediğim, hep affetmek istediğim ama yine de öfkemi yenemediğim, ney çalan, güzel yazan, ne istediğini hiç bilememiş, hep yanlış kararlar vermiş bir adamsın.

sen ise beni hiç tanımıyorsun. beni tanıyabilmen için ne kadar fırsat verildiyse bize... hepsini tüketmişsin.






10 Ekim 2008 23:49



Aylardır bir feribotun üzerinde, aklımı bıraktığım yere sabahları yakınlaşıp, akşamları oradan yine uzaklaşıyorum. Yağmur dindiğinde, yürüdüğün yolların çamurunda ayak izlerin çıkacak. Yağmur dindiğinde deniz yine coşacak, yine poyraz esecek, yine senden hikayeler gelecek bana.

Başetmek, taşımak, anlamak yüreğini burkuyor insanın. Acı çekerek iki büklüm olmak gibi değil de, kendinden vazgeçmek gibi bir his. Umudu, hayali olanlar çırpınır. Biz baştan yenik başlamıştık, daha baştan kaybetmiştik.

Önüne çıkan her şeyi birbirine katan poyraz gibi deli deli sevmiştim. Hem seni, hem kendimi.






15 Eylül 2008 00:01



şimdilerde ben, yalan olduğunu bildiklerime boyun eğerek, payıma düşen ortalama heyecanları kabullenerek yaşıyorum. aklımda bundan çok sene öncesi. "biz" diye mi güzeldi her şey, yoksa küçüklükten miydi aşka ve birbirimize inancımız?

nasıl o kadar mutlu olabilmiştik
ve nasıl o kadar mutsuz zannedebilmiştik kendimizi?






20 Temmuz 2008 11:18



"yes, i loved you dearly"

resim gibi olan el yazınla yazılmış: JOAN BAEZ.
sen bu sesi ilk dinlediğinde benim şu anda olduğum yaştaydın muhtemelen. karışık bir kaset hazırlamışsın kendince, içine bu şarkıyı da ekleyerek. sözleri bana seni hatırlatan bir şarkıyı, senin de kendi gençliğinde seviyor olman neden bu kadar acıtıyor canımı?

"and now you're telling me
that you are not nostalgic
and give me another word for it
you who are so good with words
and at keeping things vague"

bazen biraz daha çaba göstermek geliyor içimden,
ama sonra düşünüyorum: i've already paid.






2 Temmuz 2008 13:19



geri dönmeye karar verdim.







20 Mayıs 2008 02:57



... and they got me to trade my heroes for ghosts








3 Nisan 2008 00:38



Mecalsizlikten yazamadığım bir çok şeyle birlikte bu günlerde hissettiklerim bana bundan on sene öncesini ve bu fotoğrafı anımsatıyor.



Eylül 1998, Mudanya


and i know how it should be
there is nothing more for you and i
some are young and some are free
but i think i'm goin' blind
'cause, i think i'm goin' blind
and i know how it's to be, yeah

little lady, can't you see
you're so young and so much different than i
i'm ninty three, you're sixteen
can't you see i'm goin' blind

'cause, i think i'm goin' blind
And i know how it's to be, yeah

you're much younger, can't you see
there is nothing more for you and i
i'm ninty three, you're sixteen
and i think i'm goin' blind

KISS - Goin' Blind (Hotter Than Hell, 1974)


Farklılıkların imkansızlaştırdığı aşkı 'I'm ninty three, you're sixteen', diyerek tarif eden bu şarkıyı walkmanin pili bitmesin diye kasedi tombo kalemle başa sararak, saatlerce dinlediğim günlerde henüz on altı yaşında bile değildim.

Ve sanki bugünlerde bu şarkıyı şimdiki ben, on sene önceki kendime söylüyorum. En çok da, "there is nothing more for you and i" derken parçalanıyorum. Öfkesini ve sevgisini korkusuzca dile getiren, hayatın karşısına çıkardığı zorluklara inatla karşı koyan, ne istediğini çok iyi bilen ve kalp kırıklıklarının yıldıramadığı o cesur kız ile, düzene teslim olmuş bugünkü ucubenin yollarını ayırma vakti geldi.

Üzgünlüğe çocukluğundan beri alışmış olan hayalperesti bir defa da ben hayal kırıklığına uğrattım. Ve bununla yaşamak zorundayım.






14 Şubat 2008 13:52



Çok uzun zamandır kendimi bu kadar kötü hissetmemiştim. Birkaç gün önce, insanın aslında yapayalnız olduğunu anlamıştım. Bugün de, aslında yanında bütün kötü yönleriyle kendisinin olduğunu anlıyorum. Keşke kendimi güzel şeylerin olduğu bir yerde bırakıp, yaşama bir başıma devam edebilsem. Keşke kendime duyduğum nefret de, nereye gitsem peşimden gelmese.






18 Ocak 2008 00:00





"ararsan üçüncü gezegendeyim"






13 Ocak 2008 23:36



büyük bütçeli küçük adamların küçük oyunları.
küçük bütçeli koskocaman dünyam.






23 Aralık 2007 01:42














21 Aralık 2007 22:16










10 Aralık 2007 12:46





"but i feel i'm growing older
and the songs that I have sung
echo in the distance"






6 Aralık 2007 22:36





"and you want to know where the wind comes from?"






26 Kasım 2007 22:07










20 Kasım 2007 22:49



Luke: I'm looking for someone.
Yoda: Looking? Found someone you have I would say, hmmm?
Luke: Right.
Yoda: Help you I can, yes... mmm...
Luke: I don't think so, I'm looking for a great warrior.
Yoda: Ahhh! "Great warrior". Wars not make one great.






20 Kasım 2007 22:06










20 Kasım 2007 01:52









- So, what's the problem, Samuel? Is it just Mum, or is it something else, huh?
Maybe school? Are you being bullied?
Or is it something worse? Can you give me any clues at all?

- You really want to know?

- I really want to know.

- Even though you won't be able to help?

- Even if that's the case, yeah.

- OK. Well... Truth is, actually... I'm in love.

- Sorry?

- I know I should be thinking about Mum and I am, but I'm in love. I was before she died and there's nothing I can do about it.

- Oh... Aren't you a bit young to be in love?

- No?

- Ah, well. OK, well... I'm a little relieved!

- Why?

- Because I... thought it'd be something worse.

- Worse than the total agony of being in love?

- Er... No, you're right. Total agony.






- So, let's go. We can definitely crack this.
Remember, I was a kid once, too. So, come on, it's someone at school. Right?

- Yeah.

- Uh-huh... Good, good.

- And what does she, he, feel about you?

- 'She', doesn't even know my name. And even if she did, she'd despise me.
She's the coolest girl in school. And everyone worships her because she's heaven.

- Good, good... Well, basically you're fucked, aren't you?







20 Kasım 2007 00:34



when you're talkin' to yourself
and nobody's home
you can fool yourself
you came in this world alone

so nobody ever told you baby
how it was gonna be
so what'll happen to you baby
guess we'll have to wait and see

old at heart but i'm only twenty eight
and i'm much too young
to let love break my heart
young at heart but it's getting much too late
to find ourselves so far apart

don't know how you're s'posed
to find me lately
an what more could tou ask from me
how could you say that i never needed you
when you took everything
said you took everything from me

young at heart an it gets so hard to wait
when no one i know can seem to help me now
old at heart but i musn't hesitate
if i'm to find my own way out

so nobody ever told us baby
how it was gonna be
so what'll happen to us baby
guess we'll have to wait and see

still talkin' to myself
and nobody's home

when i find out all the reasons
maybe i'll find another way
find another day
with all the changing seasons of my life
maybe i'll get it right next time
an now that you've been broken down
got your head out of the clouds
you're back down on the ground
and you don't talk so loud
an you don't walk so proud
any more, and what for

well i jumped into the river
too many times to make it home
i'm out here on my own, an drifting all alone
if it doesn't show give it time
to read between the lines
cause i see the storm getting closer
and the waves they get so high
seems everything we've ever known's here
why must it drift away and die

i'll never find anyone to replace you
guess i'll have to make it thru, this time
oh this time without you

i knew the storm was getting closer
and all my friends said i was high
but everything we've ever known's here
i never wanted it to die

Guns N' Roses - Estranged
(Use Your Illusion II, 1993)

11 Kasım 2007 21:51










6 Ekim 2007 16:57







sonra bir savaş oldu
esefle kınandılar
onlar her şeyi yaptılar
kasti fauller
bel altına yumruklar
rüşvetler, şikeler
yıldızlar barışmadı

eyalet çocukları
yalancı ışıklardı
çünkü dünkü çocuklardı

sonra yıldızlar düştü
bak kumlar kızardı
çünkü ölmek pahalıydı
bazen ucuzlardı

benim aşkım bir ateşti
senin silahın duman
dünyanın kanı haram
içtiğini şarap mı sandın?

eyalet çocukları
yalancı ışıklardı
çünkü dünkü çocuklardı onlar

Kesmeşeker - Eyalet Çocukları (Kum, 2004)






1 Kasım 2007 11:06





"ne kaderden vazgeçtim, ne de yaşamdan"






23 Ekim 2007 23:32





now i've got that feeling once again
i can't explain, you would not understand
this is not how i am
i have become comfortably numb

Pink Floyd - Comfortably Numb (The Wall, 1979)






14 Ekim 2007 19:44



Yağmurda Mudanya balıkçısı...












2 Ekim 2007 22:18



beyond the horizon of the place we lived when we were young
in a world of magnets and miracles
our thoughts strayed constantly and without boundary
the ringing of the division bell had begun
along the long road and on down the causeway
do they still meet there by the cut
there was a ragged band that followed in our footsteps
running before time took our dreams away
leaving the myriad small creatures trying to tie us to the ground
to a life consumed by slow decay

the grass was greener
the light was brighter
with friends surrounded
the nights of wonder

looking beyond the embers of bridges glowing behind us
to a glimpse of how green it was on the other side
steps taken forwards but sleepwalking back again
dragged by the force of some inner tide
at a higher altitude with flag unfurled
we reached the dizzy heights of that dreamed of world

encumbered forever by desire and ambition
there's a hunger still unsatisfied
our weary eyes still stray to the horizon
go down this road we've been so many times

the grass was greener
the light was brighter
the taste was sweeter
the nights of wonder
with friends surrounded
the dawn mist glowing
the water flowing
the endless river

forever and ever

Pink Floyd - High Hopes (The Division Bell, 1994)






19 Eylül 2007 21:08





müzik kutumda çalan ilk şarkı...






17 Eylül 2007 23:02



Bazen tesadüfen küçük olaylar oluyor ve o zaman, aslında nasıl bir insan olduğumu hatırlıyorum. İşe başlamadan, kalabalığa karışıp herkese benzemeye başlamadan önce ben, geceleri hep ayakta kalır, gün ağarana dek yazardım. Yazmaktan yorulduğumda okur, makul saatlerde de bağıra çağıra şarkı söylerdim. 'task draftlarının konsolide edildiği' Excel'lerden bihaber, kimsenin kimsenin calenderına bakıp hiçbir şey için invitation göndermediği, kaliteyi korurken adam-günlerde de efektif olmak için alert olmadığımız, completion yüzdeleri değişti mi değişmedi mi diye bir sorunun sorulmadığı, kimsenin işin bilmem ne bacağına fokus olmadığı ve tüm bu cümlelerin sonuna konmuş plastikten lütfenlerin olmadığı bir zamanda, düzgün ve dopdolu dünyamda yaşıyordum ben.

Şimdiyse bilginin değil çenenin değer gördüğü, çabanın değil iş yaptırıp işe imza atmanın alkış topladığı bir dünyada, kaşları çatık bir asabi olarak, içimdeki kocaman isyanı bastırmaya çalışarak yaşıyorum.






17 Eylül 2007 21:26










5 Eylül 2007 20:57





Şubat 2002, Mudanya



gerçekten özleyince, gerçekten özleyince...

görünen o ki, yaşadığımız her şeyin
bir bedeli, çekiciliği
vardır yalnızlıkların

ve dönmek gerek
ve dönmek gerek
gerçekten özleyince, gerçekten özleyince

herkes ektiğini biçer, ama herkes
çünkü onlar senin gibi,
çünkü onlar benim gibi
insanlar... aynı yollardan geçen
insanlar... ayrı dilden konuşan

ve dönmek gerek
ve dönmek gerek
gerçekten özleyince, gerçekten özleyince

Kesmeşeker - Gerçekten Özleyince (Aşk Ve Para, 1993)






30 Ağustos 2007 12:41










29 Ağustos 2007 23:46





"Sanat görüneni vermez, görünür kılar."

Paul Klee






26 Ağustos 2007 23:32





işte güneş, hiç batmadı ki
erir kanatların çıkarsan yükseğe
yaş çok gençti, bırak bu işleri diyorlar
bıkmıştın sefaletten, nefes almaktan, vermekten
onun haberi bile yok ne kadar çok sevdiğinden
bıkmıştın okullardan, ceketten, kravattan
seni hep zorluyorlar, ruhunu istiyorlar

işte, işte güneş, şimdi acil bir şekilde yaşamak gerek
yaşam onların bilmediği bir yerde başlıyor

işte güneş, hiç solmadı ki
ne reklamı vardı, ne de bir klibi
işte şarkı, ne zaman yazıldı
ne listeye girdi, ne de bir ödül aldı
bıkmıştın reklamlardan, içi boş şarkılardan
sözlüde terlemekten, maçta yenilmekten

bıkmıştın savaşlardan, tek başına koşmaktan
bu sarkıyı dinlemekten ve onu söyleyenden
yayınlardan, sayımlardan, korku içinde olmaktan
kalabalık otobüsten, yürümeyen trafikten
o partiden, şu heriften, hep zam gelen kasetlerden
aet’den, kaidelerden, önündeki engellerden
işte güneş...

Kesmeşeker - İşte Güneş (İnsülin, 1998)






26 Ağustos 2007 22:23










26 Ağustos 2007 22:22










18 Ağustos 2007 22:48














19 Temmuz 2007 23:15





GÜNEŞİ İÇENLERİN TÜRKÜSÜ

Bu bir türkü:-
toprak çanaklarda
güneşi içenlerin türküsü!
Bu bir örgü:-
alev bir saç örgüsü!
kıvranıyor;
kanlı; kızıl bir meş'ale gibi yanıyor
esmer alınlarında
bakır ayakları çıplak kahramanların!
Ben de gördüm o kahramanları,
ben de sardım o örgüyü,
ben de onlarla
güneşe giden
köprüden
geçtim!
Ben de içtim toprak çanaklarda güneşi.
Ben de söyledim o türküyü!

Yüreğimiz topraktan aldı hızını;
altın yeleli aslanların ağzını
yırtarak
gerindik!
Sıçradık;
şimşekli rüzgâra bindik!.
Kayalardan
kayalarla kopan kartallar
çırpıyor ışıkta yaldızlanan kanatlarını.

Alev bilekli süvariler kamçılıyor
şaha kalkan atlarını!

Akın var
güneşe akın!
Güneşi zaptedeceğiz
güneşin zaptı yakın!

Düşmesin bizimle yola:
evinde ağlayanların
göz yaşlarını
boynunda ağır bir
zincir
gibi taşıyanlar!
Bıraksın peşimizi kendi yüreğinin kabuğunda yaşayanlar!

İşte:
şu güneşten
düşen
ateşte
milyonlarla kırmızı yürek yanıyor!

Sen de çıkar
göğsünün kafesinden yüreğini;
şu güneşten
düşen
ateşe fırlat;
yüreğini yüreklerimizin yanına at!

Akın var
güneşe akın!
Güneşi zaaptedeceğiz
güneşin zaptı yakın!

Biz topraktan, ateşten, sudan, demirden doğduk!
Güneşi emziriyor çocuklarımıza karımız,
toprak kokuyor bakır sakallarımız!
Neş'emiz sıcak!
kan kadar sıcak,
delikanlıların rüyalarında yanan
o "an"
kadar sıcak!
Merdivenlerimizin çengelini yıldızlara asarak,
ölülerimizin başlarına basarak
yükseliyoruz
güneşe doğru!

Ölenler
döğüşerek öldüler;
güneşe gömüldüler.
Vaktimiz yok onların matemini tutmaya!

Akın var
güneşe akın!
Güneşi zaaaptedeceğiz
güneşin zaptı yakın!

Üzümleri kan damlalı kırmızı bağlar tütüyor!
Kalın tuğla bacalar
kıvranarak
ötüyor!
Haykırdı en önde giden,
emreden!
Bu ses!
Bu sesin kuvveti,
bu kuvvet
yaralı aç kurtların gözlerine perde
vuran,
onları oldukları yerde
durduran
kuvvet!
Emret ki ölelim
emret!
Güneşi içiyoruz sesinde!
Coşuyoruz,
coşuyor!..
Yangınlı ufukların dumanlı perdesinde
mızrakları göğü yırtan atlılar koşuyor!

Akın var
güneşe akın!
Güneşi zaaaaptedeceğiz
güneşin zaptı yakın!

Toprak bakır
gök bakır.
Haykır güneşi içenlerin türküsünü,
Hay-kır
Haykıralım!

Nâzım Hikmet






18 Temmuz 2007 09:04









Bodrum'da sabah...







Bodrum'da akşam...








6 Temmuz 2007 13:07








5 Temmuz 2007 15:52





in a maddening loop...






5 Temmuz 2007 01:02





you need coolin, baby, i ain't foolin!






30 Haziran 2007 11:53





"Every act of creation is first an act of destruction."

Pablo Picasso






25 Haziran 2007 00:49





ben bir yolcuyum, bir yolcu
bir gün doğuda, bir gün batıda
esse de rüzgar, yağsa da yağmur
yürürüm zaten, her şeye rağmen
her şeye, her şeye

ne başındayım, ne de sonunda
ortasındayım, tam ortasında
biraz koşmalı zamana karşı
zaman almış başını giderken uzaklara

nereye gidersen git, ne istersen yap
her şey ortada, dönüp bir bak geriye
nereye gidersen git, ne istersen yap
her şey ortada
çok dert var dünyada, dünyada

anlamanı isterim;
bu dünyadaki her şeyin bir başı,
bir de sonu var
ne zaman sona erecek bu ayrılıklar?

Kesmeşeker - Ben Bir Yolcuyum
(Dipten Ve Derinden, 1991)






24 Haziran 2007 23:31





29 Nisan 2007, Heybeliada

"erir kanatların uçarsan yükseğe"






2 Haziran 2007 18:44










29 Mayıs 2007 22:19



"Biz yitirmek için yaşadık bu ölmezliği"

Edip Cansever






21 Mayıs 2007 00:38





"inspiration is what you are to me"

Led Zeppelin - Thank You (Led Zeppelin II, 1969)






20 Mayıs 2007 22:18





"how come twenty-four hours
baby, sometimes seem to slip into, slip into days
oh, twenty-four hours
baby, sometimes seem to slip into days
when a minute seems like a lifetime
oh baby, when i feel this way

sittin', lookin' at the clock
oh, time moves so slow
i've been watchin' for the hands to move
until i just can't look no more

to sing a song for you
i recall you used to say
oh baby, this one's for we too
which in the end is you anyway

well well well well
a minute seems like a lifetime
baby, when i feel this way, yeah
a minute seems like a lifetime
oh baby, when i feel this way, i feel this way"

Led Zeppelin - Tea For One (Presence, 1976)






16 Mayıs 2007 19:41







"working from seven to eleven every night
it really makes life a drag, i don't think that's right
i've really been the best, best of fools, i did what i could
'cause i love you, baby, how i love you, darling, how i love you, baby
i'm in love with you,
but baby, since i've been loving you,
i'm about to lose my worried mind
everybody trying to tell me that you didn't mean me no good
i've been trying, lord, let me tell you,
let me tell you, i really did the best i could
said i've been crying, yeah, oh my tears they fell like rain,
don't you hear them, don't you hear them falling,
don't you hear them, don't you hear them falling
and it kinda makes life a drag... drag, drag, drag"

Led Zeppelin - Since I've Been Loving You
(Led Zeppelin III, 1970)






15 Mayıs 2007 00:28





Tuhaf bir kılığın içine hapsettiler beni. Tuhaf bir yaşantıya hapsettiler beni. Bana büyük işler danışsınlar diye gidiyorum şehrin bir ucundan bir ucuna. Peki beni ne kurtaracak bu karanlıktan? Ne umut verecek bana, ne aydınlık getirecek?

Koparıp atmalıyım bunu artık, koparım atmalıyım...






13 Mayıs 2007 22:11










4 Mayıs 2007 21:41



Böcekler kanatlanıp uçmasın diye hurçlarda tutulan naftalinler gibi taşıyorum seni aklımda. Ve yazmayı kesip sessizliğe bürünsem bile, bunu hiçbir zaman öğrenemeyeceğinin acısından kaçamıyorum.






27 Nisan 2007 20:37





İbo'ya sevgilerle : )
Teşekkür ederim...






25 Nisan 2007 22:19










25 Nisan 2007 21:46



Bundan çok çok önceydi ve biz, sahip olduklarımızı mutsuzluk zannedecek kadar aptaldık. Bundan çok çok önceydi ve biz, öyle şeylerle başettik ki hâlâ izlerini taşıyoruz sözlerimizde. Bundan çok çok önceydi, tam on sene önceydi ve ben, aynı şimdiler gibi pasparlak günlerde gözyaşlarımı hep kirpiklerime sakladım.

O zamanlardan çok çok sonra oldu şimdi ve ben, yaşadığım şehir yaşantısının anlamsız ayrıntılarına anlamlar yükleyecek kadar aptalım. Zaman geçti, hiç gelmeyecek ki, dediğimiz on sene sonrası oldu ve ben, hâlâ






25 Nisan 2007 21:06





22 Nisan 2007, Trilye






22 Nisan 2007 22:52





22 Nisan 2007, Mudanya






22 Nisan 2007 22:31





22 Nisan 2007, Mudanya


Yeniden burada olmak, yeniden yanında olmak gibi bir şeydi. Eve adımımı atar atmaz, gülümseyişinle karşılaştım. Umutla doldu yüreğim, gerçek olmadığını bildiğim görüntüyle mutlu oldum. Umutlanmayı, aydınlığa çıkmayı, yaşamı ve kendimi sevmeyi özlemişim, bu his hiç bitmesin istedim.

Şimdi yine dönüyorum. Seni burada, denizin karanlığına bırakıyorum. Yine yok ediyorum bizi. Yine vazgeçiyorum. Karşı kıyı uzaktan küçük ışıklarını gösterdikçe kararıyorum, gitgide çirkinleşiyorum. Tilkilerim karşılıyor beni Kapı'da, aklıma üşüşüyor hepsi birden. Eve gelip, sanki biz diye bir şey hiç olmamış, sanki kaybettiğimiz bir şey, kurtarılacak bir şey yokmuş gibi, çantamı açıyorum. Tüm sevimsizliğimle yine karşımdayım. Tüm biçimsizliğimle, kafası karışıkları, ne istediğini bilmezleri düşünüyorum. Sanki sen diye bir şey hiç olmamış gibi. Sanki hayatta, aşka dair hiçbir şey yaşamamış gibi.






21 Nisan 2007 00:48





2 Ağustos 1998, Foça


Ben bu fotoğrafı çekerken, sen yanıbaşımdaydın. Foça'daydık, Foça'da birlikteydik diye mutluluktan gülümsüyorduk. Güneşe dokunmaktan ilk kez o zaman bahsettin. Toprak yoldan Neden Olmasın'ı mırıldanarak denize indiğimiz o günün üzerinden çok zaman geçti şimdi. Şimdi çok şey değişti.

"yolunda gider her şey aydınlığa dönersen"






19 Nisan 2007 16:57



Gidiyorsun:
Bütün kendimi göndersem seninle
Götürür müsün?

Oruç Aruoba






17 Nisan 2007 11:26





14 Nisan 2007, Ankara






15 Nisan 2007 19:47



"And now here is my secret, a very simple secret: It is only with the heart that one can see rightly; what is essential is invisible to the eye."

Antoine de Saint-Exupéry, The Little Prince






11 Nisan 2007 21:34



"i've eaten the sun, so my tounge has been burned of the taste"

Alice In Chains - Down In A Hole (Dirt, 1992)






9 Nisan 2007 23:53



Yaralarım hiç kapanmasın diye, durmadan aynı şarkıyı dinliyorum. Aynı vurguda acıyor yine canım, yine aynı nota bükülünce deliniyor kalbim.






8 Nisan 2007 13:49



"see my heart, i decorate it like a grave
i’d like to fly, but my wings have been so denied"

Alice In Chains - Down In A Hole (Dirt, 1992)






4 Nisan 2007 10:46



"hırsızlar dolaşıyor, hırsızlar
para koyarlar cebine, ruhunu çalarlar"






1 Nisan 2007 02:39





"uğuldayan ve hep uğuldayan
bir orman kadar üşüyorum şimdi
yanlış rüzgarlar esiyor dallarımda
yanlış ve zehirli çiçekler açıyor"






1 Nisan 2007 00:59



"uyandık birdenbire güzellik uykusundan
sakın kurtulduk sanma geçmişin tortusundan"






30 Mart 2007 21:23



"ne yemek var, ne uyku
sadece kemiren kuşku

saat çaldı, isyan var
açıl gözlerim açıl, güneş var"

Kesmeşeker - En Çok Seni (İnsülin, 1998)






29 Mart 2007 21:55





Suç kimde, hangimizde? Bunun sorumlusu benim en çok, bile bile savurduğum için kendimi senden uzağa. Uzak durmak için o kadar direnip bize sırt çevirdiğim için ben daha cezalıyım, daha suçluyum, en sorumluyum. - 21 Nisan 2006






29 Mart 2007 20:48



17 Eylül 2006, Karaköy






29 Mart 2007 00:29



"everything changes in time,
and the answers are not always fair"






29 Mart 2007 00:21









14 Mart 2007 19:09



Bana özlemden, çabadan bahsediyorsun. Sessizliğim büyüyüp pişmanlık oluyor içinde, biliyorum. Bütün bunlar hataydı. Yaşananlar, yaşanabilecekler, sonlar, başlangıçlar, tam ortasında kaçışlar... Ama artık bahaneler uyduramayız hatalarımıza, çok büyüdük.

Ya çok akıllıyım, dediğin gibi.

Ya da çok aptalım, dediğim gibi.






14 Mart 2007 18:51



"Kimine göre yalnızlık, hasta kişinin kaçışıdır; kimine göre de, hasta kişilerden kaçış."

F. Nietzche






11 Mart 2007 23:46



"böylece, bir yere varmadan geçtim aranızdan"






11 Mart 2007 23:02



bir yaşamdan bahsettin
bölük pörçük anılardan
ucuz şarap içtiğimiz o güvenli kıyılardan
âşık olmak istiyordun yeni baştan

hava soğuk eller cepte
çok değil, üç beş sene evvel
anlamıştık bir kere
biz muhtacız ateşlere

zaten bunca yalan, bunca yaşam, bunca ölüm arasında
yabancı gibi aradım seni aramızda

ne kaderden vazgeçtim, ne de yaşamdan
kırık dökük sevişilen arzu dolu zamanlardan
erken kalkmak zorunda olduğumuz lodoslu sabahlardan

yalnızlığının evinde, ya da malum şehirde
kaç kadeh içmişiz kaybeden partisinde
günlerden hangisiydi, bir dostum bana geldi

zaten bunca yalan, bunca yaşam, bunca ölüm arasında
yabancı gibi aradım seni aramızda

Kesmeşeker - Zaten (Kum, 2004)






11 Mart 2007 14:49



gördüğüm düşlerde, onun öfkesinde var olan bendim
sonsuz tuzaklarla ıssız sokaklarda oynayan bendim
ateşle boyanmış kızgın kafeslerde hapsolan bendim
zorda kaldığım tüm zamanlarda yalnızlığım sendin

adın saklı nefesimde

duyduğum sözlerde, onun gözlerinde gördüğüm sendin
vazgeçtiğim o an benden uzaklaşan, kaybolan sendin
yalnız ve çaresiz, severken yüreksiz, ben sandığım sendin
zorda kaldığım tüm zamanlarda andığım sendin

Kurban - A (İnsanlar, 2005)






11 Mart 2007 03:47



Aklımın fotoğrafını çektiler bugün. İşte her şey burada, işte hepsi bu... Unutmaya çalışıp aklımdan atamadığım bütün sahneler, bütün isimler, bütün sesler. Bütün sebeplerim, bütün düşüncelerim, bütün bildiklerim. Hiç gerek olmadığı halde hatırladığım araba plakaları, yolculuk tarihleri, koltuk numaraları, gemi isimleri, bilet fiyatları. Hiç gerek olmadığı halde yine de hatırladığım tanışma cümleleri, tanışma bakışları. Çok gerekli bulup aklımda tuttuğum gidiş bakışları, ayrılık konuşmaları. Lisede kopya hazırlamaya üşenip ezberlediğim, uyuyamayıp miyop gözlerle tavanı izlediğim gecelerde hâlâ aklıma gelen fizik formülleri. Onlarca defa dinlediğim şarkıların sözleri, onlarca defa çaldığım şarkıların akorları. Kurduğum bütün hayaller, kırılan bütün hayallerim. Sevdiğim filmlerin vurucu replikleri, sevdiğim kitapların vurucu cümleleri. Herkesten sakladığım bütün sırlarım, yalnızca benim bildiklerim. Dostlarımın sırları. Bütün mücadelelerim, kavgalarım, üzüntülerim, kızgınlıklarım. Bütün sözcük dağarcığım. Zaman ve cesaret bulup söylediklerim, bir türlü söyleyemediklerim. Kimi neden sevdiğim, kime neden âşık olduğum. Kimi neden özlediğim, kimi neden istediğim. Yaşadığım her şey. Davranışlarımın bütün sebepleri. Kişiliğim.

İşte hepsi, hepsi burada. Hepsi ekranda, doktorların önünde. "Her şey normal, gayet iyisin," dediler bana. Bütün bunların hiçbirini unutmayacağım için sevindim en çok. Bütün bunları hep hatırlayacağım için...






8 Mart 2007 22:44



"bu bir yaşam, sakin ol, geçer gider"






7 Mart 2007 21:27



benden bir ruhsuz yaratmayı nasıl başardınız?
benden bir hissiz yaratmayı nasıl başardınız?
benden bir uyumsuz yaratmayı nasıl başardınız?
benden sizden biri yaratmayı nasıl başardınız?






6 Mart 2007 23:08



shed a tear 'cause i'm missin' you...

2 Nisan 2005






4 Mart 2007 22:36



ah benim sevdalı başım
ah benim şair telaşım
ah benim sarhoşluğum
ah çılgın yüreğim
sus artık uslandır beni

kaç okyanus geçtim böyle
kaç denizde yitip gittim
kırılmış direkler, yırtık yelkenlerle
kaç seferden yorgun döndüm

ah benim yaralı ruhum
ah benim insan kusurum
ah benim isyanlarım
ah yalnızlıklarım
gel artık uslandır beni

ah benim iyimser yanım
ah benim aldanışlarım
ah benim kavgalarım
ah pişmanlıklarım
sus artık uslandır beni

Zülfü Livaneli






1 Mart 2007 20:34



Dudaklarımı kanatırcasına ısırıyorum günlerdir
her sözcük dilimin ucunda küfre dönüyor çünkü
Bir gök gürlese bari diyorum bir sağnak patlasa
bitse bu sessizlik, bu kirli yapışkanlık bitse
ama bir tufan az mı gelir yoksa yine de
yırtılan ve parçalanan birşeyler olmalı mutlaka
hiç durmadan yırtılan ve parçalanan bir şeyler

Ahmet Telli






27 Şubat 2007 00:18








27 Şubat 2007 00:14



boyun büküp önünde
ağlasam sessizce
şu garip gönlüm affolur mu?
bu fırtına durulur mu,
benden adam olur mu?
korkarım, aşka zararım dokunur mu?

Mazhar Alanson - Benim Hala Umudum Var
(Türk Lokumuyla Tatlı Rüyalar, 2002)






27 Şubat 2007 00:11



"karılmış harcımız yalnızlıktan"






25 Şubat 2007 22:54



"aklımı tutamadım kafatasımda, uçtu uçtu"






22 Şubat 2007 19:12



"uyandırma, hiç yoktan düşteyim"






20 Şubat 2007 23:28



if there's a god or any kind of justice under the sky
if there's a point, if there's a reason to live or die
if there's an answer to the questions we feel bound to ask
show yourself, destroy our fears, release your mask

Queen - Innuendo (Innuendo, 1991)






19 Şubat 2007 21:42



There's more I have to say. So much more...






19 Şubat 2007 13:21



bir tarihte biz de adam olduk
parlak ateştik, e biraz kor olduk
cevap olduk, soru olduk, sevap olduk, para olduk

saatler yavaşmış da, yıllar hızlı
ya da tam tersi
nasıl istersen öyle,
ya da böyle...

Kesmeşeker - Suda Balık Olsak
(İzin Vermedi Yalnızlık, 2000)






13 Şubat 2007 23:37



"... Uzak telefonlardan biri çaldı sonra. Aslında çalıyor ara sıra... Gidenlerin aklına düşüyorum. Kariyerlerini anlatanlar var. Bölüm başkanı profesörle evlenmiş, artık soyadı İngilizceymiş, çocuklarının adını benimkinden koymuş ama rahmetli kayınpederi Türk isim istemiş de ondan yaniymiş.

"Affettim" diyen oluyor, niyeyse.

Eski defterleri karıştırırken rastlayanlar, bir çocukluk şarkısına gözü dolanlar, "yanlışlıkla" arayanlar, "beni aramışsın" diye aklımı karıştıranlar...

Böyle numaralara, masum yalanlara başvurdukları için onların hiçbirine yalnız diyemiyoruz tabii, ıssız ve soğuk bir kumsalda bir başlarına kedilerle konuşmuyorlar neticede...

Yalnız olan benim şimdi."

Atilla Atalay, Kişi Başında Bir Yalnız






11 Şubat 2007 22:56



bu dünya soğuyacak,
yıldızların arasında bir yıldız,
hem de en ufacıklarından,
mavi kadifede bir yaldız zerresi yani,
yani bu koskocaman dünyamız.

bu dünya soğuyacak günün birinde,
hatta bir buz yığını
yahut ölü bir bulut gibi de değil,
boş bir ceviz gibi yuvarlanacak
zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.

şimdiden çekilecek acısı bunun,
duyulacak mahzunluğu şimdiden.
böylesine sevilecek bu dünya
"yaşadım" diyebilmen için...

Nazım Hikmet






3 Şubat 2007 04:57





this flower is scorched
this film is on
on a maddening loop
these clothes,
these clothes don't fit us right
i'm to blame

it's all the same,
it's all the same

you come to me with the phone in your hand
you come to me with your hair curled tight
you come to me with positions
you come to me with excuses
ducked out in a row

you wear me out,
you wear me out

we've been through fake breakdown
self hurt, plastics, collections
self help, self pain,
est, psychics, fuck all
i was central
i had control
i lost my head

i need this,
i need this

a paper weight, junk garage
winter rain, a honey pot
crazy, all the lovers have been tagged.
a hotline, a wanted ad
it's crazy what you could've had
it's crazy what you could've had
it's crazy what you could've had

i need this,
i need this

R.E.M. - Country Feedback (Out Of Time, 1991)






23 Ocak 2007 22:54



"Umut kötülüklerin en kötüsüdür, çünkü işkenceyi uzatır."

F. Nietzche






21 Ocak 2007 16:07








21 Ocak 2007 15:42


















11 Ocak 2007 12:01








8 Ocak 2007 01:01




no more can i say
frozen to myself
how can it feel, this wrong






4 Ocak 2007 23:01



Bu dünyadan başka dünya yok, arama;
Senden benden başka düşünen yok, arama!
Vaz geç ötelerden, yorma kendini;
O var sandığın şey yok mu, o yok, arama!

Ömer Hayyam






3 Ocak 2007 12:47



encumbered forever by desire and ambition
there's a hunger still unsatisfied
our weary eyes still stray to the horizon
go down this road we've been so many times

Pink Floyd - High Hopes (The Division Bell, 1994)






3 Ocak 2007 03:19



itiraflarıma sırlar ekliyorum. ama olsun. nasıl olsa babam da bir günahkâr.






1 Ocak 2007 23:39



i'm so tired of playing
playing with this bow and arrow
gonna give my heart away
leave it to the other girls to play

Portishead - Glory Box (Dummy, 1994)






28 Aralık 2006 16:23



"her bedenin kıyameti kendine"






17 Aralık 2006 22:41




empty spaces, what are we living for
abandoned places, i guess we know the score
on and on
does anybody know what we are looking for

another hero, another mindless crime
behind the curtain in the pantomime
hold the line
does anybody want to take it anymore

the show must go on
the show must go on
inside my heart is breaking
my makeup may be flaking
but my smile still stays on

whatever happens i'll leave it all to chance
another heartache another failed romance
on and on
does anybody know what we are living for

i guess i'm learning
i must be warmer now
i'll soon be turning
round the corner now
outside the dawn is breaking
but inside in the dark i'm aching to be free

the show must go on
the show must go on, yeah
ooh inside my heart is breaking
my makeup may be flaking
but my smile still stays on

my soul is painted like the wings of butterflies
fairy tales of yesterday will grow but never die
i can fly, my friends

the show must go on, yeah
the show must go on
i'll face it with a grin
i'm never giving in
on with the show

i'll top the bill, i'll overkill
i have to find the will to carry on
on with the
on with the show
the show must go on

Queen - The Show Must Go On (Innuendo, 1991)

http://www.youtube.com/watch?v=t28EUcTDLII






17 Aralık 2006 20:46



pilav'a gitmedim ama...



...Haziran 1995'i de unutmadım.






15 Aralık 2006 07:18



Durgun bir deniz gibi
durur göğsünde fırtınalar
patlayamaz
çeyizlenir hüznün kanaviçesine

Sessiz, gül kokulu
ve üzünç çağındadır
hep ağıta çalar
gizliden söylenen türküler

Kopar yüreğindeki tel apansız
biter en güzeli başlangıçların
hangi yanıdır sessizce kanayan
bilmez

Yaşamak duman olur artık
kırık şamdanlar gibidir bekleyişler
kapanır perdeleri yorgun akşamların
sevdalar duman olur

Anlar ki beklediği
hep
elin oğludur
bunca zaman

Değmez


Ahmet Telli






13 Aralık 2006 23:26





"benim belki de gizli bir bildiğim var
elbette ağlarım, benim can kırıklarım var
senin gördüğün yanağımdan süzülenler
asıl içimde, içinde yüzdüğüm bir deniz var"






10 Aralık 2006 20:19








10 Aralık 2006 20:16








3 Aralık 2006 12:39



"how quick the sun can drop away
and now my bitter hands cradle broken glass
of what was everything
all the pictures have all been washed in black, tattooed everything
all the love gone bad turned my world to black
tattooed all i see, all that i am, all i’ll ever be

i know someday you’ll have a beautiful life
i know you’ll be a star in somebody else’s sky, but why
why, why can’t it be, why can’t it be mine"

Pearl Jam - Black (Ten, 1991)






30 Kasım 2006 20:32



"freedom's just another word for nothing left to lose"






24 Kasım 2006 23:47









20 Kasım 2006 17:19



Cunning Stunts'ı açtım, izliyorum. Hikayelerimi yırtmamış olsaydım, bu yüzlerin, bu seslerin bana bir zamanlar neler anlattığını, neler yaşattığını hatırlıyor olacaktım.

"things are not what they used to be
missing one inside of me "

Hiçbir dvd, elele izlediğimiz konserde bana sımsıkı sarılıp ne söylediğini ve nasıl o kadar mutlu olabildiğimizi hatırlatamayacak bana.






20 Kasım 2006 10:23



hello
is there anybody in there?
just nod if you can hear me
is there anyone home?

come on, now
i hear you're feeling down
well i can ease your pain
get you on your feet again

relax
i need some information first
just the basic facts:
can you show me where it hurts?

there is no pain, you are receding
a distant ship's smoke on the horizon
you are only coming through in waves
your lips move but i can't hear what you're sayin'
when i was a child i had a fever
my hands felt just like two balloons
now i got that feeling once again
i can't explain, you would not understand
this is not how i am
i have become comfortably numb

ok
just a little pinprick
there'll be no more --aaaaaahhhhh!
but you may feel a little sick

can you stand up?
i do believe it's working, good
that'll keep you going for the show
come on it's time to go

there is no pain, you are receding
a distant ship's smoke on the horizon
you are only coming through in waves
your lips move but i can't hear what you're sayin'
when i was a child i caught a fleeting glimpse
out of the corner of my eye
i turned to look but it was gone
i cannot put my finger on it now
the child is grown, the dream is gone
i have become comfortably numb

Pink Floyd - Comfortably Numb (The Wall, 1979)






16 Kasım 2006 00:16



çok yaşamış da yorulmuş gibi, yaşamadan yaşadık her yerde
tek oyun vardı şehirde, oynardık kendi kentimize
derin tutkulara düşmemek, buydu hayattan anladığımız
ama ne varsa düşenlerde var, varmış meğer

yasal uyarlar, sağlığa zararlı sigaralar arasında
bunca yıl oturup da her yerini bilmediğim sokaklarda aradım seni
artmadım da azaldım sanki
bir bomba daha sallamışlar uzaktaki dostlara
artmadık da eksildik bu ara

kafelerde, liselerde, sokaklarda avunduk aşklarla, şarkılarla
yeminliydik onlar gibi olmamaya, dostlarla zamanla solmamaya
kimimiz küfür etti, kimimiz bakıp geçti, kimimiz mola aldı bu oyunda
kaptan gitti, hava bozdu, tayfa şaşkın, herkes sandallara

hem o, hem şu olamazsın, biraz huzur bulamazsın
ama seversin konuşmayı, çünkü konuşmak bedava
meydanlar boş olunca, isteseydin yapardın ama yapmadın

şu farklı ama aynı yollarda, göz göze gelip susanlar
oysa ne kadar benziyorduk birbirimize, aldandığımız şeylerle
aslında birer fincan sohbet şehrin soğuğunda hepsi bu
en iyi dostlarımız ölülerdi nedense
insanlar ki, çoğu anlamaz sözden

üzme kendini, biz bize yaşar gideriz, yeter ki vazgeçme
artık ne oyuz, artık ne şuyuz
şimdi biz buyuz, bu

Cenk Taner - Şimdi Biz Buyuz (İzin Vermedi Yalnızlık, 2000)






15 Kasım 2006 00:17



- kendimi anlatıyorum, seni değil
- ben de

sosaria'ya...






10 Kasım 2006 23:05



Paylaştığımız atkı ve karanlıkta kolkola girip söylediğimiz şarkıyla içimize çektiğimiz soğuk hava. İyi ki varsın...

"belki şehre bir film gelir
bir güzel orman olur yazılarda
iklim değişir, akdeniz olur, gülümse"






10 Kasım 2006 23:04









6 Kasım 2006 15:09



Bach Sonatı

ne ben sorayım seni
ne sen beni sor
soyunmuş seslerimiz tenden
boşlukta bir aşk örüyor

ses olmuş duygular
yaklaşır dalga dalga zamansız
kavuşsa da seslerimiz birbirine
biz kavuşamayız

ne kollarımız var saracak
ne öpecek dudaklar
ne görülecek yüzümüz var
ne görecek göz

bir aşk örüyoruz boşlukta
çizgiden soyut
zerreden öz

Bülent Ecevit, 1953






3 Kasım 2006 23:51








1 Kasım 2006 21:53




There was no time for pain
No energy for anger
The sightlessness of hatred slips away
Walking through winter streets alone
He stops and takes a breath
With confidence and self control

I look at the world and see no understanding
I'm waiting to find some sense of strength
I'm begging you from the bottom of my heart
To show me understanding

I need to live life
Like some people never will
So find me kindness
Find me beauty
Find me truth
When temptation brings me to my knees
And i lay here drained of strength
Show me kindness
Show me beauty
Show me truth

The way your heart sounds
Makes all the difference
It's what decides if you'll endure the pain that we all feel
The way your heart beats makes all the difference
In learning to live
Here before me is my soul
I'm learning to live
I won't give up till i've no more to give
No more to give!

Listening to the city
Whispering its violence
I set out watching from above
The 90's bring new questions
New solutions to be found
I fell in love to be let down

Once again we dance in the crowd
At times a step away
From a common fear that's all spread out
It won't listen to what you say
Once you're touched and you stand alone
To face the bitter fight
Once i reached for love
And now i reach for life

Another chance to lift my life
I free the sensation in my heart
To ride the wings of dreams into changing horizons
It brings inner peace within my mind,
As i'm lifted from where i've split my life
I hear an innocent voice
I hear kindness, beauty and truth

The way your heart sounds
Makes all the difference
It's what decides if you'll endure the pain that we all feel
The way your heart beats makes all the difference
In learning to live
Spread before you is your soul
So forever hold the dreams within our hearts
Through nature's inflexible grace
I'm learning to live

Dream Theater - Learning To Live
(Images And Words, 1992)






31 Ekim 2006 21:48



" İnsan
yeryüzünün
döküntüsüdür."

Oruç Aruoba






30 Ekim 2006 21:42



Dışarıda sokak lambası karanlığı. Pabuçlarım ıslanıyor.
Artık çıkışlar karanlık.






29 Ekim 2006 23:12



29 Ekim 1937






28 Ekim 2006 23:17



Buluşmak Üzere

Diyelim yağmura tutuldun bir gün
Bardaktan boşanırcasına yağıyor mübarek
Öbür yanda güneş kendi keyfinde
Ne de olsa yaz yağmuru
Pırıl pırıl düşüyor damlalar
Eteklerin uça uça bir koşudur kopardın
Dar attın kendini karşı evin sundurmasına
İşte o evin kapısında bulacaksın beni

Diyelim için çekti bir sabah vakti
Erkenceden denize gireyim dedin
Kulaç attıkça sen
Patiska çarşaflar gibi yırtılıyor su ortadan
Ege denizi bu efendi deniz
Seslenmiyor
Derken bi de dibe dalayım diyorsun
İçine doğdu belki de
İşte çil çil koşuşan balıklar
Lapinalar gümüşler var ya
Eylim eylim salınan yosunlar
Onların arasında bulacaksın beni

Diyelim sapına kadar şair bir herif çıkmış ortaya
Çakmak çakmak gözleri
Meydan ya Taksim ya Beyazıt Meydanı
Herkes orda sen de ordasın
Herif bizden söz ediyor bu ülkenin çocuklarından
Yürüyelim arkadaşlar diyor yürüyelim
Özgürlüğe mutluluğa doğru
Her işin başında sevgi diyor
Gözlerin yağmurdan sonra yaprakların yeşili
Bi de başını çeviriyorsun ki
Yanında ben varım

Can Yücel






20 Ekim 2006 00:37



Çürüyen Otlar

Bilinmez hangi şehirde
Yaşarsın aşktan habersiz,
Küçük çakıl taşım, nasıl bulayım!
Kaybolmuşsun bir kocaman nehirde.

Bu kimin çocuğu, der, seni görenler.
Benim çocuğum, diye, sesim gelir uzaktan.
Bunca kötülüğü bağışlatır bakışın
Yanakların kızarır ağlamaktan.

Bir gün sokakta rastlasam, ellerini
Alsam avuçlarıma okşasam.
Sıcaklığını tanır da mısralarımdan
Kız kardeşimsin sanırlar belki.

Sen orada, ben burada
Birbirimizden habersiz
Ayrı yaylalarda yeşeren otlar gibi
Bekleye bekleye çürüyeceğiz.

Cahit Külebi






20 Ekim 2006 00:19



"there will be an answer, let it be"






15 Ekim 2006 23:41



gecenin karanlığında
bir sinema salonu gibi uzanan şehirden
gitmek düşer payıma
çıkış kapısı diye bakıyorum nicedir
gökdelenlerin tepesinde yanan
kırmızı ışıklara

Sunay Akın






15 Ekim 2006 22:43








9 Ekim 2006 21:34



Kocaman bir post-itteydi ismin, kocaman harflerle. Ne seninle ne de benimle bir ilgisi vardı o hatırlatmanın, aslında benim orada olmam bile tamamen öylesine bir durumdu. Merdivenleri çıkmış, belgeleri vermiş, aslında beklememe gerek olmayan bir onayı bekliyordum. Vakit geçsin diye etrafıma ilgisizce bakarken, ismin sanki ofisteki tek şey o post-itmiş gibi gözlerime saplandı kaldı.

Bir zamanlar koskoca bir çocukluğu paylaşırdık, şimdiyse bende sana ait hâlâ yaşayanlar yalnızca küçük bir internet sitesindeki mektuplar ve başkalarının tesadüfen karşıma çıkan post-itleri.